DOĞUMU AİLESİ, ÇOCUKLUĞU VE EĞİTİMİ

       Atatürk 1881 yılında Selanik’te doğmuştur. Osmanlı devletinde nüfus kayıtları pek sağlam ve düzenli tutulmadığından doğum gününü bilmiyoruz. Atatürk doğum gününü soranlara Samsun'a çıktığı tarihi söyleyerek "Neden 19 Mayıs olmasın" cevabını vermiştir. Atatürk'ün annesi Zübeyde hanım Makedonya, Teselya fatihlerinden bir ailenin kızıdır. Anadolu’dan gelip Selanik'in Göl bölgesinde yerleşen Hacı sofu Ailesinden Feyzullah Ağa'nın kızıdır.

 Atatürk'ün babası Ali Rıza Efendi, Kırmızı Hafız diye anılan öğretmen Ahmet Efendinin oğludur. Yıllarca Gümrük, Evkaf memurluklarına bulunmuştur. Daha sonraları özel hayata atılıp kereste ticareti yapmıştır. Ali Rıza Efendi, o günün ölçülerine göre, okumuş, olgun bir kişi sayılırdı açık fikirliydi. Eşine büyük bir saygı gösterirdi. Babasının annesine karşı gösterdiği saygı ve ince davranışlar oğlu Mustafa'nın üzerinde olumlu etkiler yapmış ve onda "kadına saygı" düşüncesinin doğmasını sağlamıştır. Atatürk pek genç yaşta babasını kaybetmiştir. Ailenin durumunun sarsılması üzerine Zübeyde Hanım iki çocuğunu olarak kardeşi Hüseyin Ağa'nın yanına gitmiştir. Ancak Zübeyde Hanım tarlalarda bekçilik yapan oğlunun tahsilsiz kalmasına razı olmadığından teyzesinin daveti üzerine Selanik'e geri dönmüştür. 1894 de Selanik Rüştiyesi'ne giren Mustafa, burada tahsilini tamamlama imkanı bulamadı Müdür yardımcısı ve matematik öğretmeni Kaymak Hafız çok sert ve haşin bir kişiydi. Kaymak Hafız' ın insafsızca dayak atması genç Mustafa'nın bu okuldan ayrılmasına sebep olmuştur. Bu olay yıllar sonrası büyük Atatürk'ün batıya dönük öğretim ve eğitim reformu yapmasının bir nedenini teşkil edecektir.

       Askerlik onu çeken adeta büyüleyen bir meslekti. Kimseye haber vermeden giriş sınavlarına girdi, kazandı ve Selanik Askeri Rüştiyesine (Ortaokuluna) yazıldı. Mustafa Kemalin askerliği severek asker olmasının belki de baş nedeni babası Ali Rıza Efendi' nin gönüllü taburunu kurarak Ütğm. rütbesi ile vazife yapmış olmasıdır. Belki de doğduğu gün başucuna asılan askerliğin sembolü olan babasının hatırası olan kılıç belki de kahramanlık türkülerinden doğan ninnilerdir.

       Şimdi o hayatının gerçek yönünü bulmuştur. Okulda kısa bir süre içinde öğretmenlerinin dikkatini çekmiş arkadaşlarının sevgi ve saygısını kazanmıştı Genç Mustafa'da herkesi etkileyen bir hal vardı bütün derslerinde başarılı idi özellikle matematik öğretmeni Üsküplü Mustafa Efendi Mustafa'ya şöyle seslenmiştir. Senin adın Mustafa, benimde arada bir fark olmalı, senin adının sonuna bir de Kemal koyalım. Takdir ve teveccüh sonucu, Selanikli genç delikanlının artık bundan sonraki adı Mustafa Kemal'dir.

       Mustafa Kemal 1895 yılında Selanik Askeri Ortaokulunu bitirerek Manastır Askeri İdadisine (Lise) girdi. Burada bir yandan derslerine çalışıyor bir yandan da edebiyat ve şiirle uğraşıyordu. Onun son derece güzel ve güçlü ifadesinin bir kaynağı da bu olmalıdır. 1897 Yılında yapılan Osmanlı-Yunan savaşı 16 yaşındaki genç Mustafa Kemali çok etkilemiştir.

       "Gençlik hayatımın en heyecanlı günlerini yaşadım. Yaşımın küçük olmasına rağmen bu savaşa katılmayı çok arzulamıştım. Az daha gönüllü müfrezelerin arasına katılıp gidecektim"

       Türk-Yunan savaşı ve Balkanların genel siyasi durumu genç Mustafa Kemal'de geniş yankılar yaratmış, onda babasından intikal eden milliyetçilik ruhunu ve aşkını kamçılamıştır. 1899'da Manastır Askeri Lisesini bitiren Mustafa Kemal aynı yıl İstanbul’da Harp Okuluna girdi imparatorluğun Başkentinde Mustafa Kemal şaşırtıcı ve ibret dolucu görüntülerle karşılaşıyordu, Kapitülasyonların yarattığı şımarık ve ayrıcalıklı zengin yabancılar, Beyoğlu denilen semtte parlak bir hayat sürerken ve kimse onlara karışmazken yurdun gerçek sahibi Türkler baskı rejimi altında yokluk içinde yaşamaya çalışıyorlardı. Bu farklılık onu üzüyor ve düşünüyordu.

       Mustafa Kemal Harp Okulu sıralarında özellikle askerlik bilgisini artırdı. Kendisine verilen bütün zor Askeri sorunları kolayca çözümlüyordu. Bir yandan da ülkenin durumunu düşünüyor geceler boyu uykusuz kalıp baskı altında ezilen halkın kurtuluşu için neler yapılabileceğini düşünüyor kendine göre çareler bulmaya çalışıyordu. 1902'de Harp Okulunu bitiren Mustafa Kemal Kurmay sınıfına ayrıldı. Öğrenim gördüğü öteki okullarda olduğu  gibi Harp akademisinde de üstün zekası olağan üstü yetenekleriyle büyük bir başarı sağladı. Parlak bir öğrenim hayatından sonra Kurmay yüzbaşı olarak ordumuzun saflarına katıldı.

 

BULUNDUĞU  GÖREVLER

       Kurmay yüzbaşı Mustafa Kemal stajını yapmak için beşinci orduya atandı. Bu ordunun merkezi  Şam'da bulunuyordu Memleketin her yeri gibi Suriye’de karmakarışıktı Arap aşiretleri devlet otoritesini tanımıyor dirliği, mutluluğu bozan hareketler yapıyorlardı Mustafa Kemal küçük rütbeli bir subay olduğu halde kendisini herkese saydırmış bir çok aşireti yola getirmiş komutanların sevgisini kazanmıştı.

       Mustafa Kemal bir süre siyasetle de uğraşmış "Vatan ve Hürriyet" adlı bir dernek kurarak II. Abdülhamit’e karşı mücadele etmek istemiştir. Bu amaçla gezilere çıktı derneğin şubelerini açtı. Fakat buralar yapmak istediği yenilik hareketi için elverişli yerler değildi. Arap illeriydi kendisine destek bulamazdı. Derneği etkin bir hale getirebilmek ve özgür çalışabilmek için eline geçirdiği bir izin kağıdından yararlanarak Selanik'e gitti. Orada arandığını tutuklanması için emir verildiği söylentisini işitince Yafa'ya  döndü daha sonra Mekedonya'ya atandı. Bu sıralarda II. Meşrutiyet'de ilan edilmişti. Artık amaca ulaşmış sayılabilirdi. ordunun daha fazla siyaset içine girmesine gerek yoktu ama tarihe 31 Mart olayı diye geçen ayaklanma çıktı bu ayaklanmaya karşı Selanikte bir harekat ordusu kuruldu. Bu ordunun kurmay başkanlığına Mustafa Kemal atandı. Ordunun ayaklanmayı nasıl bastıracağına dair bütün planları hazırladı. Harekat ordusu İstanbul önlerine geldi önce padişah II. Abdulhamit’i tahttan indirdi. Daha sonra da isyancılar yakalanarak cezalandırıldı.

       31 Mart ayaklanmasının bastırılmasıyla memlekette gerçek bir demokratik hayat başlayabilirdi. Mustafa Kemal artık ordunun görevini bitirdiğini söylüyordu. Vatan ve Hürriyet cemiyeti, İttihat ve Terakki cemiyeti ile birleştirilmişti. O artık siyasetle uğraşmayacaktı. Ordunun çok önemli asli görevleri vardı. Siyaset sivillere bırakılmalıydı. Mustafa Kemal bu düşünce ile ittihatçıların arasına katılmadı ittihat terakki cemiyetinin asker liderlerini özellikle Enver paşayı sırası geldikçe eleştirdi ve zaman O'nu haklı çıkardı. Bu kişiler koskoca bir imparatorluğu bir hayal uğruna maceraya sürükleyip yıkılmasını sağlamışlardır.

       Mustafa Kemal kendisini sadece mesleğine adamıştır. Üzerine aldığı görevleri büyük bir başarı ile yerine getirmekte ve askerlikle ilgili kitaplar yayınlamaktadır. 1911 yılına kadar Makedonya’da çıkan ayaklanmalarda çarpışır sonra İstanbul'a Genelkurmaya nakledilir. Askerlik sanatındaki yeteneği çok yüksektir. Öyle ki kendisini çekemeyenler bile onun bu olağanüstü yeteneğini kabul etmek zorunda kalırlar. Nitekim çok genç olduğu halde 1910'da Fransa’da yapılan Askeri manevralara giden üç kişilik Osmanlı kurulu içinde O da vardır.  1911'de Trablusgarp savaşı patlak verdi. Bu savaşta Osmanlı Devletinin asker göndermesi imkansızdır. Çünkü Osmanlı Devletinin Trablusgarp ile hiçbir kara bağlantısı kalmamıştır. Fakat başta Mustafa Kemal olmak üzere birkaç idealist Türk subayı büyük fedakarlıklara katlanarak gizlice Libya'ya gittiler. Oradaki yerli halkı teşkilatlandırdılar. Mustafa Kemal bu görevdeyken 27 Kasım 1911'de Binbaşı rütbesine yükseldi.

       İtalyan'lar güçlü bir donanma ile Batı Trablusgarp kıyılarına çıkmış Trablus şehrini almışlardı. Burası Anavatandan çok uzaktı; o yüzden de gerekli yardımlar kolay kolay ve zamanında yetişemezdi. Ama Mustafa Kemal elindeki birliklerle kıyasıya çarpışıyordu. İtalyanları üst üste yenilgiye uğratarak, içlere doğru ilerlemelerini engelliyordu. Mustafa Kemal'in Derne ve Tobruk'taki başarıları O'nun hem askerlik hem de teşkilatçılık dehasının birer kanıtıdır. Yokluk içinde İtalyan'ları püskürtebilen Mustafa Kemal, Trablusgarp'tan geri çağrılınca kurduğu cephe çökmüş, birlikler dağılmıştır. Balkan savaşı çıkınca İstanbul'a gelen Mustafa Kemal, Çanakkale Boğazını savunmakla görevli birliklerden birinin başına atandı. Ama burada çarpışma olmadı. Orada bulunuşundan yararlanarak Çanakkale Boğazını askerlik yönünden ayrıntılı olarak inceledi. İleride I. Dünya savaşında onun Çanakkale'de gösterdiği  büyük başarının bir sebebi de bu incelemeleridir.

       I. ve II Balkan savaşları bitince, Mustafa Kemal, Bulgaristan'ın başkenti Sofya'ya askeri ateşe olarak atandı. (27 Ekim 1913). Mustafa Kemal görevinden arta kalan vakitlerde Bulgaristan'ın sosyal, ekonomik ve kültürel hayatını inceliyor bunların yaşama düzeyi O'nu etkiliyordu. 1878'e kadar tam 500 yıl Osmanlı Devleti'ne bağlı olan Bulgaristan bağımsızlığını elde ettikten sonra hızlı bir çalışma dönemine girmiş büyük atılımlar yapmış hatta 1912 yılında eski efendisi olan Osmanlı Devletinin başkenti olan İstanbul'u ele geçirmeye teşebbüs edecek kadar güçlenmişti. Mustafa Kemal bu incelemeleri sırasında akıllı ve gerçekçi bir kalkınmanın sonuçlarını görmüş  iyice değerlendirmiştir.

       Mustafa Kemal Sofya'da görevli bulunduğu müddette Fransızcasını ilerletme imkanı buldu. Avrupalı yakın arkadaşlar da bulan Mustafa Kemal Sofya'da görevli iken    1 Mart 1914 tarihinde yarbay rütbesine yükseldi.

 

       I. DÜNYA SAVAŞI DÖNEMİ:

       Osmanlı Devleti'nin savaşa katılmasından sonra Yarbay Mustafa Kemal vatan müdafaasında aktif görev almak için Harbiye Nazırı Enver Paşa'ya başvurup vazife ister.

       "Arkadaşlarım muharebe cephelerinde ateş hatlarında bulunurken ben Sofya'da askeri ateşelik yapamam" diyen Mustafa Kemal'e Çanakkale'de bir tümen komutanlığı verilir. Tümen komutanlığı Yarbay Mustafa Kemal'in Conkbayırı'nda karşılaştığı bir olay O'nun kahramanlığını dile getirir. Yarbay Mustafa Kemal Conkbayırına vardığı zaman tümene   bağlı 27. alayın ufak bir birliğinin "cephanemiz tükendi" diyerek çekilmekte olduğunu onların gerisinde de kalabalık düşman askerlerinin ilerlediğini ve Conkbayır'a ulaşmak üzere olduğunu görür.

       Erlere seslenen Yarbay Mustafa Kemal olayı şöyle dile getirmektedir.

              -- Niçin kaçıyorsunuz?

              -- Efendim düşman,

              -- Nerede?

              -- İşte diye 261 rakımlı tepeyi gösterir.

              -- Düşmandan kaçılmaz dedim.

              -- Cephanemiz kalmadı, dediler.

              -- Cephaneniz yoksa süngünüz var, süngü tak yere yat komutu verdim. Bu durumu gören düşman kuvvetleri de yere yatarak beklemeye başladılar. Yapılan süngü savaşı sonunda Conkbayırı kurtulmuştur. Daha sonra aynı bölgede ölüm kalım savaşı veren Yarbay Mustafa Kemal Arı Burnu'nda askeri birliklere şöyle sesleniyordu;

              -- Ben size taarruzu emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve başka kumandanlar gelecektir.

       Mustafa Kemalin askerlerine duyduğu sevgi ve güven bir kurmay subay olarak ne yapacağını önceden sezmiş olması Çanakkale savaşlarının sonunu belli etmiştir.                1 Haziran 1915'te Albay olan Mustafa Kemal düşmanın son umutlarını da kırdı. Conkbayır'ı ve Anafartalar'da düşmana  indirilen son darbelerden sora düşmanın tüm hayalleri sona erdi. İngilizler ve Fransızlar tam bir yenilgiye uğramışlardır. Türk Milleti Çanakkalenin geçilemeyeceğini tüm dünyaya göstermiş oldu. Anafartalar zaferinden sonra Mustafa Kemal büyük ölçüde halkın sevgisini kazanmaya başladı ve "Anafartalar Kahramanı" olarak anılmaya başlandı. 14 Ocak 1916'da Edirne'de 16. Kolordu komutanlığına atandı. Daha sonra Diyarbakır bölgesine atanan Mustafa Kemalin rütbesi Generalliğe yükseltildi. (1 Nisan 1916). Aynı yıl Ağustos ayı içerisinde Doğu cephesinde Rus saldırılarını durduran Mustafa Kemal Paşa Bitlis ve Muş'u kurtarmıştır. Bu başarıdan sonra güneyde ingilizlere karşı gönderildi orada 7. Ordu komutanı olarak görev yapmıştır.

       Almanlar, Avrupa’daki Batı cephesinde kötü durumda idiler Ekonomileri sarsılmıştı. Bize yardım etme imkanı günden güne ortadan kalkıyordu. Kendilerine en uygun tedbirleri üzerimizde uyguluyorlardı. Daha fazla kan dökülmesi akla uygun değildi. Mustafa Kemal Paşa bütün bu düşüncelerini ve gerçeği açık seçik bir    tarihsel rapor biçiminde yazıp başkomutanlığa gönderdi. (20 Ekim 1917) Ayrından da görevinden ayrılıp İstanbul'a döndü.

       Mustafa Kemal Paşa, 1917 yılı Aralık ayı içinde Alman imparatorunun resmi konuğu olarak Almanya'ya giden Veliaht Vahdettin'e refakatçi olarak verildi. Onunla Almanya'yı gezen Mustafa Kemal Paşa batı cephelerinde durumu umduğundan da kötü olduğunu gördü Almanya savaşı bitirmek üzereydi. Bu görüşünü Almanlara açtığı zaman soğuk karşılandı. Ama elinden geldiği kadar Vahdettini görüşlerine yaklaştırmaya çalıştı. Bu gezi görüşlerinde ne kadar haklı olduğunu kanıtlamıştır. Mustafa Kemal Paşa Ağustos 1918'de yeniden 7. Ordu komutanlığına atanarak Filistine gider. Hızla ilerleyen İngilizleri Halep önlerinde durdurur, onları bir adım bile içeri almaz.

       Mustafa Kemal Paşa tümenleri bölük düzeyine inmiş derme çatma birlikleriyle yeni savunma çizgisi çekerken Mondoros Ateşkes antlaşması imzalandı. Bir gün sonra görevinden ayrılan Alman komutanının yerine Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına atandı. Bunun üzerine savunma hattını iyice pekiştirmeye başladı, Fakat ateşkes antlaşması uyarınca orduda terhislerin başlaması buyruğu geldi böylece görevi sona erdi. 13 Kasım 1918'de İstanbul'a geldi. İstanbul'a geldiğinde boğazda hazin bir görüntü vardı. Gözü yaşlı bir şekilde düşman gemilerini seyreden yaverine: "Geldikleri gibi giderler" diyerek bağımsızlık aşkını dile getirmiştir.

 

KURTULUŞ SAVAŞI VE CUMHURİYET DÖNEMİ

A. KURTULUŞ SAVAŞI:

    Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra İtilaf Devletleri, Anadolu'nun çeşitli bölgelerini işgal etmeye başladılar. Bu işgallere karşı İstanbul Hükümeti hiçbir karşılık vermiyordu. Düşmana karşılık yine Anadolu Türklüğünden geldi. Düşman işgallerine karşı ilk direnme güney cephesinde kendiliğinden oluştu. Vatansever Maraş ve Antep çevresi halkı Fransızlara karşı koymaya başladılar. Daha sonra bu gibi direniş teşkilatları Anadolu’nun her tarafına yayıldı.

       Mustafa Kemal Paşa İstanbul'daki zayıf kadro ile   vatanın kurtarılamayacağını farkındadır. Herkes umutsuzdur. O ise herşeyin bitip kaybolduğunu kabul etmiyordu. İstanbul'da arkadaşlarıyla konuşuyor, tartışıyor, çözüm yolları araştırıyordu. Sonunda kararını verdi. Anadolu’ya geçecekti. Orada bir Milli teşkilat kurup mücadeleye başlayacaktı. Tek güvencesi Türk Milleti'nin bağımsızlık ve mücadele aşkıydı.

       Anadolu’ya geçebilmek için resmi bir görev  alması yapacağı işleri kolaylaştırabilirdi. O sırada Doğu Karadeniz bölgesinde Pontusçu Rumlara karşı Türk direnişi artmıştı. İngilizler o bölgede güvenliğin sağlanmasını istiyorlardı Mustafa Kemal Paşa 9. Ordu Müfettişliği görevine atanarak bu görevi yapacaktı. 16 Mayıs 1919’da İstanbul’dan hareket ederek 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı. Böylece bu tarihle birlikte Milli mücadeleye başladı. Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğindeki Türk Kurtuluş Savaşı kolay olmadı. Türk ordusu dağıtılmış silahları elinden alınmıştır. 10 yıldır savaşlarda olan Anadolu halkı fakir bitkin bir haldeydi Batılı devletler Türk milletinin sonsuz güveni olan Mustafa Kemal “Ya İstiklal Ya Ölüm” parolasıyla yola çıkarak mücadeleye başlayacaktır.

       Kurtuluş savaşı bir yandan düşmanla savaşarak devam ederken diğer yandan da padişah ve hükümeti ile mücadele edilmiştir. İstanbul hükümetinin bu haince tavırları karşısında Ankara’da 23 Nisan 1920 tarihinde yeni bir meclis ve yeni bir hükümet kurulur. Kurtuluş savaşında Türk milleti Doğu Anadolu‘da Ermenilere Güneydoğu Anadolu’da da İngiliz ve Fransızlara, Akdeniz bölgesinde İtalyanlara Batı Anadolu’da ise Yunanlılara karşı mücadele eder. Bu mücadele 9 Eylül 1922’de Yunanlıların İzmir’de denize dökülmesiyle sona erer. Düşmanını yenen bir başkomutan olan Mustafa Kemal Paşa İzmir’e vardığı zaman artık işlerin kolaylaştığını söyleyenlere;

       -- “Hayır asıl mücadele şimdi başlıyor” demiştir.

       Bundan sonraki mücadele  Türk milletini her alanda gelişmiş milletlerin seviyesine çıkarmak ve onları geçmektir.

 

B. CUMHURİYET DÖNEMİ

       Büyük Zaferin kazanılmasından sonra 1 Kasım 1922’de Saltanat kaldırılmıştır. Böylece Türk milleti için yeni bir tarih başlıyordu. Mustafa Kemal Paşa daha milli mücadeleye başlarken amaçladığı Cumhuriyetle yönetilen yeni bir Türk Devleti idealine ulaşıyordu. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyeti ilan ederek Gazi Mustafa Kemal Paşa ilk Cumhurbaşkanı seçilmiştir.

       Türkiye Cumhuriyeti Devleti Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı döneminde her alanda büyük ilerlemeler kaydetmiştir. Önce Lozan antlaşmasıyla yeni sınırlar çizilmiştir. Artık Anadolu’da  Avrupalıların “hasta adam” dedikleri Osmanlı Devleti gitmiş yerine dünya devletleri arasında mümtaz bir yere sahip olan modern Türkiye Cumhuriyeti Devleti gelmiştir.

       Ortaçağ görünümünde olan Türk Milletini, yapmış olduğu inkılaplarla çağdaş milletler seviyesine ulaştırmıştır. Yeni modern  okullar açmıştır. Eski medreselerin yerine bilimsel araştırma yapan Üniversiteler kurdurmuştur. Ekonomik alanda da büyük ilerlemeler olmuştur. Tarım ve Sanayide büyük atılımlar yapmıştır.

  ATATÜRK’ÜN ÖLÜMÜ:

Bütün hayatı mücadele içinde geçen Atatürk’ün 1937 yılının sonlarına doğru sağlığı bozulmaya başlamıştı. O zamana kadar ciddi bir rahatsızlık geçirmediği için başlangıçta buna pek önem vermedi. Eskisi gibi gene yoğun bir biçimde çalışıyordu. O sıralarda özellikle Hatay sorunu uğraştığı işlerin başında geliyordu. 1938 yılı Ocak ayında hastalık daha da belirginleşti. Kendisinin ağır bir karaciğer hastalığına yakalandığı kesinleşti. Ünlü Türk doktorlarıyla birlikte tanınmış yabancı hekimler koydukları teşhiste birleştiler. Atatürk’ün kesinlikle bu çalışmaları bırakıp dinlenmesi gerekiyordu.

       Atatürk’ün hastalığı düşmanlarca olumsuz yönlerde değerlendirilebilirdi. Bunu düşünen Atatürk 1938 yılı Mayıs ayı başında büyük bir geziye çıktı. Doktorların bütün karşı koymalarına karşın güney illerimizi gezdi. Çünkü O hayatının her anında olduğu gibi gene milleti için hiçbir fedakarlıktan çekinmezdi. Sağlık durunu için çok tehlikeli olduğu halde Hatay’a komşu yerleri dolaştı. Oradaki birliklere manevralar yaptırdı. Düzenlenen törenlerde saatlerce ayakta geçit törenlerini izledi. Böylece dipdiri ayakta olduğunu herkese göstermek istedi.

       Ancak bu gezi sağlığını artık düzelmeyecek biçimde bozulmasına sebep oldu. 26 Mayıs’ta bitkin olarak geziden  Ankara’ya döndü. Aynı gün akşamı da İstanbul’a gitti.

       Büyük önder son günlerini İstanbul’da sürekli doktorlar gözetiminde geçirdi. Burada da zaman zaman başbakan ve bakanlarla memleket işlerini görüşür. Devlet işleriyle yakından ilgilenir dünya olaylarını izler hatta bazı yabancı konukları bile kabul ederdi.

       Atatürk’ün ölüm haberi yurtta ve dünyada bir anda duyuldu. Türk milletinin bu ölüm karşısında duyduğu bu derin acıyı anlatmak mümkün değildir. Denilebilir ki, hiçbir önderin ölümü milletinde böylesine büyük bir acı ve üzüntü yaratmamıştır. Bu büyük kaybın bütün dünyada uyandırdığı yankı da çok büyük olmuştur.

ATATÜRK’ÜN KİŞİLİĞİ:

En umutsuz durumda vatanı kurtarmayı başaran yeni bir devlet kurarak, Türk tarihinde büyük bir oluşumun önderi olan Mustafa Kemal sıradan bir kişi değildi. İnsanların içinden doğuştan çeşitli yeteneklere sahip kimseler çıkar. Bunlara “deha” denir. Kimi insan bir müzik dehasıdır. Ünlü Mozart 3 yaşında piyano çalmaya ve küçük yaşlarında beste yapmaya başlamıştır. Bu bir tanrı vergisidir. Kimileri resme, mimarlığa, matematiğe, fiziğe yetenekli olarak doğarlar. Bu tür dehalar insanlık tarihinde kendi alanlarında çığır açmışlardır. Kopernicus, Galileo, Newton gibi dehalar olmasaydı bugünkü bilimsel gelişme düşünülemez, gerçekleşemezdi. Bazı dehalarda içinden çıktıkları toplumları felaketlerden kurtarır, onlara yeni hayat ilkeleri aşılar bu tür dehaların becerileri tek alanda olmaz, çeşitli alanlarda belirir. İşte Mustafa Kemal tarihin çok ender kaydettiği bu tür önderlerden biridir. Onun askerlik dehası tartışılmaz bir gerçektir. Ama bu niteliği yanısıra devlet kuruculuğu toplumu her yönüyle  kapsayan inkılapçılığı da vardır. Salt bir askerde çeşitli yeteneklerin bulunması mümkün olamaz. Öyle ise Mustafa Kemal tek yönü ile bir insan değildir. O çeşitli niteliklere sahip bir deha seçkin bir insan ve güçlü bir önderdir.

Mustafa Kemal’in kişiliğine damga vuran en büyük özelliği dehasından doğar; ileri görüşlüdür, akıl ve mantık kuralları dışına çıkmaz, olayları önceden seziş gücüne sahiptir, tedbir alınırken zamanlamaya büyük önem gösterir, birleştiricidir. Bu niteliklerine bir de şunu eklemek gerekir; Mustafa Kemal içinden çıktığı milletine aşıktır. Büyük bir milliyetçidir. Tek amacı Türk milletini çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarmaktır. Hayatında başka hiçbir isteği ve amacı olmamıştır.

Niteliklerini çok iyi tanıyan Mustafa Kemal, bunları hiçbir zaman öne sürüp başarılarını kendisine mal etmemiştir. Bu Onun en belirgin yanlarından biridir. Onun “ben yaptım, ben kazandım, ben başardım” gibi kendisini övücü sözler söylediği görülmediği gibi yaptıklarının hepsini milletine mal etmiş “Türk milleti başardı” demiştir.

Zaferden sonra Ankara’ya geldiğinde kendisini coşkun törenlerle karşılayan, içtenlikle kutlayan halka verdiği söyleve, Türk  askerine şükranlarını bildirerek başlamış “Vatanın kurtuluşu, kazanılan zaferler, Türk ordusu ile büyük Türk Milletinin gösterdiği kahramanlık ve fedakarlıkların eseridir” diye sözlerine son vermiştir.

30 Ağustos Dumlupınar zaferinin bir yıldönümünde kendisini kutlayanlara “bu zaferi kazanan ben değilim. Bunu asıl tel örgüleri kanlara bulayarak aşan, savaş alanında can veren yaralanan, canını esirgemeden düşmanın üstüne atılan  Akdeniz yolunu Türk süngülerine açan kahraman askerler kazanmıştır. Ne yazık ki, onların herbirinin adını teker teker Kocatepe sırtlarına yazmak mümkün değildir.” Diye karşılık vermiştir. Bu konuya verilebilecek daha pek çok örnek vardır.

Mustafa Kemal’e göre millete hizmet  edenler hiçbir karşılık beklememelidir.

“Millete hizmet edenler, görevlerini yerine getirmiş olmaktan başka bir şey yapılmamışlardır.”

“Bir insan hayatında büyük bir başarı, fakat yalnız onunla övünerek kalmak isterse, o başarıda unutulmaya mahkum olur.”

“Bir adam ki; milleti kurtarmak için ilk önce büyük adam olmak gerektir der, bu adam değildir.” Mustafa Kemal bu ve benzeri sözlerine her zaman uymuştur.

Mustafa Kemal mütevazi yaşayan gerçek bir halk adamıdır. Kendisinin bütün varlığı ile memleket ve millet işlerine adadığından bir yuva bile kurma imkanı bulamamıştır. Milletinin kendisine verdiği servetini yine milletine vermiştir. Öyle ki, bu servetin mirasçılarına geçmemesi için özel bir kanun çıkartmıştır. Bu, dünya tarihinde hiçbir devlet adamında görülmeyen bir davranıştır. Onun cihan tarihinin seçkin birkaç büyük adamı arasında yer alması biz Türkler için mutluluk ve kıvanç kaynağı olmalıdır.